Call_of_Duty_Black_Ops_2

Black Ops 2'de Zombi Modu...

Treyarch'ın hazırladığı ve Activision tarafından dağıtılacak olan Call of Duty: Black Ops 2'de çok ...

Velid Ebüzziya kimdir?

Velid Ebüzziya kimdir?...

Velid Ebüzziya Türk gazeteci ve yayımcı. Tasvir-i Efkâr, Tevhid-i Efkâr ve Zaman gazetelerini yayımlamış ...

  • William Clark,  Amerikan kaşif ve teğmen. Kuzey Amerika kıtasının iç kesimlerinin kaşifidir. Doğum:1770 Ölüm: 1838

    Amerika’yı keşif

    18. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, Kuzey Amerika’ya Avrupa’dan öyle çok göçmen gelmişti ki kuzeydoğudaki ilk sömürge toprakları dolup taşmıştı. Şehirler, koloniler ve sömürgeler artık nüfusu kaldıramıyordu.

p_ayrac
  • 330 views
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • Leopard 1 Alman yapımı 2.nesil bir Ana Muharebe Tankıdır. İlk olarak 1965 yılında Alman Federal Ordusu’nun (Bundeswehr) hizmetine girmiştir. Alman Kraus Maffei Weggman firması tarafından seri üretimine 1965 yılında başlanıp 1984 yılına kadar üretimi sürdürmüştür,Almanya’nın haricinde İtalya’dada üretimi yapılmıştır. Toplam 4000′in üzerinde Leopard 1 Almanya’da üretilmiştir.

p_ayrac
  • 93 views
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • Velid Ebüzziya Türk gazeteci ve yayımcı. Tasvir-i Efkâr, Tevhid-i Efkâr ve Zaman gazetelerini yayımlamış ve başyazarlığını yapmıştır.  (d. 1884, İstanbul – ö. 11 Ocak 1945, İstanbul),

    Osmanlı gazeteci ve yazar olan Tevfik Ebüzziya’nın oğlu olan Velid Ebüzziya ilk ve orta okulu İstanbul’da okudu. Sırasıyla Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) ve Saint Benoit Fransız Okulunu bitirdi.

p_ayrac
  • 88 views
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • Pasarofça Antlaşması, 1714-1717 Osmanlı-Avusturya- Harbine son veren, yukarı Sırbistan, Belgrad ve Banat yaylasının Avusturya’ya; Dalmaçya, Bosna ve Arnavutluk kıyılarının Venedik’e verilmesi, Mora Yarımadası Osmanlılarda kalması gibi maddeleri içeren 21 Temmuz 1718′de imzalanan antlaşmadır. Antlaşma Osmanlı sultanlarından III. Ahmed Han (1703-1730) zamanında, Mora-Tuna kavşağında Sırbistan’nın (şimdi Sırpca adı Požarevec, Almanca adı Passarowitz olan) Pasarofça kasabasında yapıldı.

    Venedikliler Karlofça Antlaşması hükümleri tamamen ihlal ederek Karadağ’daki isyanı teşvik edip isyancılara yardım edince ve İstanbul-Mısır seferleri yapan Osmanlı ticaret ve hac gemilerine saldırınca 1715de Sadrazam Silahdar Damat Ali Paşa Venedik Cumhuriyeti’ne savaş ilan ederek Mora Seferine çıktı. Bu seferi Korint, Anapoli, Modon, Koron, Navarin kalelerini fethederek zaferle sonuçlandırdı. Fakat Venedik’in bağdaşığı olan Avusturya sert bir tepki ile, Karlofça Antlaşması gereğince Mora’nın Venediklilere geri verilmesini istemesi üzerine, Avusturya’ya da savaş açıldı.

    Sadrazam Silahdar Damat Ali Paşa, Osmanlı ordusu ile birlikte Macaristan’a girdi. Petrovaradin Muharebesi’nde Savoy Prensi Eugen komutasındaki Avusturya ordusu Osmanlı kuvvetlerini bozguna uğrattı (5 Ağustos 1716) ve Sadrazam Silahdar Damat Ali Paşa şehit düştü. Bu bozgundan sonra Temeşvar kalesi yitirildi ve Osmanlı ordusunda olan çözülme ile dağınık ve disiplinsiz birlikler Belgrad’a çekildi. Ordunun burada biraz tutunması ile birlikte, ta gerilerde Edirne ve İstanbul’da panik ortaya çıktı.

    Yeni Sadrazam Hacı Halil Paşa ordunun donatım işleri ile meşguldu ama 1717deki savaşlar hezimetin boyutunu büyüttü; 18 Ağustos 1717 tarihinde Belgrad düşman eline geçti. Belgrad’dan ta Niş’e kadar yörelerinin Müslüman ve Türk halkı aç ve çıplak Edirne ve İstanbul yoluna düştüler. Yeni sadrazam Tevkii Nişancı Mehmed Paşa altında, ordu Avusturya cephesinde Bosna ve Vidin’de başarılar elde etti. İbrahim Paşanın teşebbüsleri sayesinde Avusturyalılarla barış yapılmasının kararlaştırılmasından sonra, 1718′de sadrazamlığa getirilen Damat İbrahim Paşa barış teklif etti.

    Osmanlı Devletini Şıkk-ı sânî Defterdarı (Mâliye Müsteşarı) Silâhtar İbrâhim Efendi başkanlığındaki heyet temsil etti. Pasarofça’da Kont Virmond başkanlığında Avusturya ve Carte Ruzigi başkanlığındaki Venedik heyetlerinden başka, Felemenk (Hollanda) temsilcisi Collyer Kontu ile İngiltere temsilcisi Sir Robert Sutton da vardı. İki ay kadar süren konferanstan sonra; Avusturya ile yirmi madde ve bir ilâve, Venediklilerle de 26 madde üzerinden, 21 Temmuz 1718 tarihinde antlaşma imzalandı.

    Antlaşmaya göre,
    Avusturya ile Niş, Banat Dağları ve Transilvanya Alpleri hudut kesildi.
    Mülteci olarak Osmanlı Devleti’ne sığınan Erdel prensi II. Rákóczi Ferenc ailesiyle beraber Osmanlı-Avusturya sınırında oturmak ve emniyeti sağlanmak şartıyla iade edilecekti.
    Venedikliler, Mora Yarımadasını, Korintos ile çevresini, Egin Körfezindeki adaları, İyonya Adalarını, Aya Mavri Adasını ve Girit’te üç iskeleyi Osmanlı Devletine verecekti.

    İran yoluyla Avrupa’ya gelen tüccarlar, dönüşte Tuna gümrük vergilerinden muaf tutulacaktı.

    Pasarofça Antlaşmasıyla, Osmanlı Devleti; Avusturya’ya toprak vermesine rağmen, Venedik’ten aldı. Avusturya’ya verdiği toprakları, daha sonraki antlaşmalarla, Temeşvar hariç geri aldı.

p_ayrac
  • 224 views
  • 3 Yorum

Son Yorum: Kathy

gravatar
Ti si moj trenutak, i moj sen, i sjanjaMoja reč u šumu; moj korak, i bludnja;Samo si lepota koliko si ...
  • Bir adam Microsoft şirketine iş için konuşmaya gidiyor. Girmek istediği iş de tuvalet temizleyiciliği. HR menajeri ile görüşüp tıkanmış bir lavaboyu temizleyip testten geçiyor.

    HR menajeri adama testi geçtiğini, hangi gün saat kaçta iş başı yapması gerektiğinin kendisine e-mail yoluyla gönderileceğini söylüyor. Ada, bilgisayarı olmadığını dolayısıyla e-mail kullanmadığını açıklıyor.

    HR menajeri: “Üzgünüm ama e-mailiniz yoksa siz sanal olarak var sayılamazsınız ve bu yüzden sizi işe alamayız.” diyor. Adam çaresizce dışarıya çıkıyor ve “Ne yapsam, ne etsem!” diye düşünürken cebindeki 10 dolar ile 20 kilo kiraz almaya karar veriyor. Kapı kapı gezerek kirazları satıyor ve 2 saat içinde sermayesini 2 katına çıkarıyor.

    “Bu şekilde ekmek paramı çıkarabilirim.” diyerek her gün sabah erkenden kalkıyor ve kapı kapı dolaşarak kiraz satıyor. Her gün sermayesi büyüyor. Derken küçük bir kamyonet alıyor ve satışa devam ediyor. Az bir zaman sonra büyük bir kamyon ve birkaç küçük kamyonet alıyor.

    …5 sene geçiyor…

    Bu adam şu anda Amerika’nın en büyükleri arasında yer alan bir nakliyat şirketinin sahibi. Bir gün ailesinin geleceğini düşünerek sigorta yaptırmak istiyor. Sigorta şirketi kendisinden bir e-mail adresi istiyor. E-mail kullanmadığını söylediğinde sigortacı: “İlginç, e-mailiniz olmadan büyük bir holding kurmuşsunuz. Bir de e-mailiniz olsaydı neler yapardınız!” diyor. Adamın cevabı: “E-mailim olsaydı şu an da Microsoft’ta tuvalet temizliyordum.”

p_ayrac
  • 269 views
  • 3 Yorum

Son Yorum: cdvoqdcyqjx

gravatar
VQncyi anqtcrvmnrwp, [url=http://wuupfsikpgem.com/]wuupfsikpgem[/url], [link=http://jsyqyvetbqoy.com/]jsyqyvetbqoy[/link], http://ooraoisajknf.com/
  • Yıl 1912, İngilizler Hindistan’ı işgal eder, Hindistan Kralı Osmanlı’dan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte 350 kişilik bir askeri birliği gemiy
    le Hindistan’a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan’a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar.

    Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler ve 40 kadarı esir alınır, diğerleri de savaşta şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya’ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir yolunu bulup kaçarlar.

    Bir sure sonra, adı Karadeniz diyarından Mentesoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa, Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar.

    1915′de Avustralya Çanakkale’ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşur, durum değerlendirmesi yaparlar.

    Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya’da yaşıyoruz. Avustralya devleti Osmanlıya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler.

    Alırlar kağıdı, kalemi ve yazarlar:

    Sayın Avustralya Başkanı, Ekselans Hazretleri..:

    Biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz. Duyduk ki, devletimiz Osmanlıya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale’ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız.

    Bu bir “Osmanlı Savaş Fermanı “dır. Ekselanslarının bilgilerine duyurulur.

    Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet, Karadeniz diyarından Mentesoğlu Abdullah İki Osmanlı askeri, Sidney’ in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler. Üçüncü trende askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar.

    Ne olduğunu bir turlu çözemeyen Avustralya devletının sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve bölgeye 250 kadar asker gönderirler ve iki Osmanlı askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük araştırmadan sonra sıcak çatışma olur

    Ve iki Osmanlı askeri bu karlı dağlarda şehit edilir.

    İki askerin şu an mezarı Sidney’e 250 km uzakta Karlıdaglar’da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize Hindistan asıllı diyorlar. Oysa Hindistan’da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge yok

p_ayrac
  • 258 views
  • 4 Yorum

Son Yorum: Sagar

gravatar
dcye oldum ve ben de $19.95 lik paketi aldım. Siparişimin 5. daakiksında Ubuntu kurulu VPS'im hazırdı Sonrasında server'ı ...
  • img2-b31e9d70-e70c-42b5-b32f-79ebfd38a49c

    23. macerasına çıkan James Bond’un yeni filmi “Skyfall”, 2 Kasım’da vizyona giriyor. Bu sefer MI6 saldırı altında ve James Bond hem arkadaşlarını korumak, hem de M’e olan sadakatini kanıtlamak zorunda. Sen de gerçek bir Bond hayranıysan, Sony’nin sürükleyici sosyal medya oyunu “AjanS” bir hayli ilgini çekecek.

    Sony, “Skyfall” lansmanı ile birlikte geçenlerde açıkladığı sosyal medya oyununun ilk görevini dün verdi. Bond’un zihni sinir alet edevatları olmadan sıkıntıya düşeceğini düşünen Sony, “4 ekran ile Bond’a yardım et” görevini açıkladı. Q’nun verdiği görevde 4 ekran olarak TV – Tablet – Akıllı Telefon ve Laptop düşünülmüş. Bu 4 ekranın nasıl kullanılacağı da kullanıcılara bırakılıyor.

     

    Q’nun sorusu ise şu şekilde:

    “Eğer sen olsan, bu 4 ekrandan hangisini seçerdin ve o ekrana hangi özelliği eklerdin?”

    Sen de bir ekran seç, farklı ve Bond’un işine yarayacak bir özelliği Twitter’da #M1benyaptım hashtag’i ekleyerek paylaş. En çok retweet edilen ve Sony jurisi tarafından seçilen fikirlerin sahipleri, Bond’un güvendiği Sony Xperia Tablet S, Gala Gecesi davetiyesi ve Bond 50. Yıl Blu-ray seti kazanacak.

    Bakalım gerçekten Bond’a yardımcı olabilecek zihni sinir bir yanın var mı?

    Yeni görevleri öğrenmek için, #AjanS hashtag’ini takibe devam et.

    https://www.facebook.com/SonyTR
    https://twitter.com/Sony_Turkiye #AjanS #M1benyaptım

    Bir bumads advertorial içeriğidir.

p_ayrac
  • 199 views
  • Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
  • ilk türk uçağı

    Son zamanlarda gündeme gelen Türkiye kendi otomobilini yapabilir mi tartışmaları bir yana Türkiye 1936 yılında kendi uçağını üretmişti. Türkiye’nin önemli iş adamlarından Nuri Demirağ’ın çabalarıyla kurulan uçak fabrikası yaşanan talihsiz bir olayın ve dönemin yöneticilerinin desteğini çekmesi üzerine kapanmak zorunda kaldı.

    İlk demiryolu müteahhidi Nuri Demirağ

    1930’lu yıllarda Türkiye demiryollarına ağırlık vermeye başlamıştı. Ülkedeki demiryolu ağı artırılacaktı aynı zamanda da yabancıların işletmesinde olan demiryolu hatları devletleştirilecekti. Bu devletleştirme hareketi sürecinde bir Fransız şirketine verilen Samsun-Sivas hattı demiryolu inşaatının ihalesi iptal edildi. Yapım hakkının iptal edilmesinin ardından bu hat için tekrar ihaleye çıkıldı ve ihaleyi en düşük teklif veren Nuri Demirağ kazandı. Böylece Türkiye’nin ilk demiryolu müteahhidi Nuri Demirağ oldu. Kısa süre içinde bu hattı tamamlayan Demirağ daha sonra Samsun-Erzurum,Sivas-Erzurum ve Afyon-Dinar hattını yani yaklaşık 1250 kmlik hattın inşasını tamamlar. Soyadı kanunun çıktığı günlerde ise bu başarısından dolayı Atatürk kendisine Demirağ soyadını vermişti.

    Nuri Demirağ’ın ülkeye kazandırdıkları yalnızca bunlar değildi. Karabük’te demir-çelik fabrikası,İzmit’te kağıt fabrikası,Bursa’da Merinos, Sivas’ta ise çimento fabrikalarının inşaatlarını yapmıştı. Demirağ ülkenin kalkınması için yer altı kaynaklarının değerlendirilmesi bunun için de sanayinin güçlendirilmesi gerektiğini düşünmekteydi.

    1930’lu yıllarda yaşanan ekonomik krizin de etkisiyle ordunun uçak ihtiyacı halktan ve zengin işadamlarından toplanan bağışlar ile karşılanmaktaydı. Bu amaçla bağış kampanyaları düzenleniyordu. Türk Hava Kurumu yetkilileri işadamlarından yardım topluyordu. Nuri Demirağ kendisine bağış için gelen görevlilere “Benden bu millet için bir șey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Mademki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim.” diyordu.

    Türk tipi uçak hayali

    Nuri Demirağ Türkiye’nin kendi uçağını kendi plan ve projeleri ile üretmekten yanaydı. Yüzde yüz Türk malı bir uçak yapılması gerektiğini düşünmekteydi.Bu konuda şöyle diyordu: “Avrupa’dan, Amerika’dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika’nın son sistem teyyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir”

    Bu amaçla İstanbul Beşiktaş’ta atölye olarak kullanılacak bir bina yaptırdı.Asıl fabrika ise Sivas Divriği’de kurulacaktı. Demirağ ayrıca şu anki Atatürk Havaalanının bulunduğu  Yeşilköy’de Elmas Paşa Çiftliğini satın aldı. Burada uçuş sahası, uçak tamir atölyesi ve hangarlar yaptırdı.

    ilk türk uçağı

     

    İlk Türk uçağı: ND-36

    Nuri Demirağ  Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden olan Selahattin Alan ile beraber hareket ediyordu. Çalışmalar kısa sürede netice vermeye başladı. Beşiktaş’taki fabrikada Selahattin Alan’ın projesini çizdiği ND-36 adı verilen tek motorlu Türkiye’nin ilk uçağı üretildi. Aynı günlerde Türk Hava Kurumu da 10 tane eğitim uçağı siparişi vermişti. Bu siparişler yapılırken aynı zamanda bir de yolcu uçağı yapım çalışması sürmekteydi. 1938 yılına gelindiğinde NuD38 adında çift motorlu altı kişilik bir yolcu uçağı yapımı başarıyla tamamlandı. Bu Türkiye’nin kendi uçağını artık yapabildiği anlamına gelmekteydi.

    Üretilen uçaklar İstanbul’daki test uçuşlarından başarı ile geçti. Bu uçaklarla binlerce saat uçuş gerçekleştirildi ve herhangi bir aksaklık yaşanmadı. Uluslararası havacılık kuruluşlarından A sınıfı yolcu uçağı belgesi alınmıştı.Yani her şey yolunda gidiyordu.

    Fakat Türk Hava Kurumu İstanbul’daki uçuşları yeterli görmedi, test uçuşlarının Eskişehir’de tekrar gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtti. Tekrar yapılacak test uçuşunu uçağın planını projesini hazırlayan Mühendis Selahattin Alan kendisi yapmak istemişti. Ancak bu isteği hem kendisinin hem de Türk uçağının sonunu getirdi. Test uçuşu başarılı bir şekilde sona eriyordu ki iniş sırasında bir kaza gerçekleşti. Selahattin Alan piste inerken geride açılmış olan hendekleri göremeyince hendeğe çarpmış böylece hem uçak düşmüş hem de kendisi hayatını kaybetmişti. Uçak pilot hatasından kaynaklanan bir sebeple düşmesine karşın Türk Hava Kurumu daha önceden verdiği siparişleri iptal etti. Nuri Demirağ Türk Hava Kurumunu mahkemeye verdi. Ancak oradan çıkan karar da Demirağ’ın aleyhine oldu.

    Nuri Demirağ test uçuşlarının yeniden yapılmasını talep etmesine birkaç kez Cumhurbaşkanı İnönü’ye mektup yazmasına karşın herhangi olumlu bir karşılık alamadı. Uluslararası test sonuçları Türk Hava Kurumunu yeni bir test uçuşu gerçekleştirmek için bile ikna edemedi. İsmet İnönü ise Nuri Demirağ’ı zenginlikten başı dönmekle itham etmeye başlamıştı.İşte tüm bu yaşananların ardından Türkiye’nin ilk uçak üretim serüveni sona erdi.Nuri Demirağ’ın ürettiği uçaklar sattırılmadı bu durum fabrikanın kapanmasına sebep oldu.Ayrıca Yeşilköy’de satın aldığı Elmas Çiftliği arazisi yani oluşturmaya başladığı havaalanının arazileri devlet tarafından metrekaresi bir buçuk kuruştan istimlak edildi.Onun da yarım kuruşu vergi olarak alındı.

    Kaynaklar:

    “Nuri Demirağ Hayat ve Mücadeleleri, Nu.D Matbaası, Necmettin

    Deliorman”, 1957

    Nuri Demirağ: Türkiye’nin Havacılık Efsanesi, Ötüken yay. Dr.Fatih Dervişoğlu”, 2007

p_ayrac
  • 450 views
  • 9 Yorum

Son Yorum: Zina

gravatar
sukullaci pol: alonsozafer: apousolodynm: alonso vettel webbere.h.t.: vettelŞAMPİYON: ALONSO!10 yıldır Ferrari'yi destekleyen birisi olarak pilot kim olursa ...
  • Mısır MatematikBilinen en eski sayma sistemlerinden biri, Eski Mısırlılara ait olanıdır. Eski Mısırlıların kullandıkları resim yazısının (hiyeroglif) başlangıç tarihi, M.Ö. 3300 yılına kadar geri gider. Böylece, Mısırlılar ortalama 5300 yıl önce, milyona kadar olan sayıları kapsayan bir sistem geliştirmişlerdir. Eski Mısırlılara ait sayma sistemi, ilkçağ mağara, insanının önceleri kullandığı sayma sisteminin gelişmiş şeklidir.

    Eski Mısır aritmetiği hakkındaki bilgilerimiz, zamanımıza kadar intikal etmiş papirüs tomarlarından elde edilmektedir. Bugün bu papirüsler; bilim tarihinde, M.Ö. 1900-1800 yılları için adlandırılan, Kahun ve Berlin papirüsleri ile, M.Ö. 1700 ile 1600 yılları için adlandırılan Hiksoslar Devrinden M.Ö. 1788-1580 kalma Rhind ve Moskova matematik papirüsleridir. Mısır matematiği hakkındaki diğer kaynaklar, birkaç parşömen tomarı ile kil ve tahta tabletlere dayanmaktadır.

    Eski Mısır’da rakam ve sayılar bazı sembollerin (şekillerin) yan yana gelmesiyle ortaya çıkıyordu. Bütün rakamlar, 7 değişik şeklin bir araya gelmesiyle ifade ediliyordu. Örneğin: 1 için (yukardan aşağı düşey bir çizgi), 10 için (at nalı şekli), 100 için (Çengel işareti) şekillerini kullanmışlardır. l.000, 10.000 ve 1.000.000 için de değişik semboller kullanmışlardır, ve yazım biçimi de, sağdan sola doğru ifade ediliyordu.

    Sayıları da, bu sembollerle göstererek bir sayı sistemi geliştirmişlerdir. Eski Mısırlıların, 1 den 1.000.000 a kadar olan sayıları göstermek ve yazmak için kullandıkları semboller (şekiller) yukarıda gösterilmiştir.

    Tablonun incelenmesinden anlaşılacağı gibi, 9 sayısını ifade etmek için, 9 ayrı şekil, 90 sayısını ifade edebilmek için, 9 adet başka bir şekil; 99 için 18 aynı şekil, 999 sayısı için ise, 27 ayrı şekil (sembol) kullanmak gerekli olmaktadır.

p_ayrac
  • 144 views
  • 2 Yorum

Son Yorum: Liliana

gravatar
nazl_ pol: Vettelzafer: Vettelpodyum: Vettel-Alonso-Hamiltone.h.t.: AlonsoŞampiyon: Alonsoc7ok net şekilde Alonso'nun şampiyonluğundan yanayım. (Temmuzda Ferrari şampiyonluktan dfcştfc denildiğinde ...
  • galata cesme

    Bir kız çocuğu düşünün, o kız çocuğu sıradan bir hayat sürdürürken günün birinde bir kadınla karşılaşır ve kısa bir sohbet eder. Bu sohbetten sonra o kız çocuğu Osmanlı sarayına sultan olur.

    İşte o kız Saliha Sultan, o kadın ise Osmanlı padişahlarından 2. Mustafa’nın annesi Valide Sultan’dan başkası değil. Saliha Sultan’ın hikayesi filmlere konu olacak güzel bir hikaye… Peki nedir bu hikaye?

    galata cesmeIV. Mehmed’in eşi II. Mustafa’nın annesi Valide Sultan arabasıyla gezerken, Azapkapı’nın sokakları arasında küçük bir meydandaki çeşmenin başında, kırılan testisinden elinde kulpu kalmış ağlayan bir kız çocuğu görür ve çocuğu çağırtarak ona para vermek ister. Çocuk ise parayı almaz ve yaşından beklenmeyecek bir olgunlukla Valide Sultan’a şöyle der: “Testiyi kırdım parası için ağlamıyorum eve su götürmenin üstesinden gelemedim ona ağlıyorum.”

    Kızın bu sözleri Valide’nin hoşuna gidince, ailesine haber salınır ve küçük kız saraya alınır. Bu kız büyüdüğünde II. Mustafa’nın eşi Saliha Sultan olacak ve II. Mustafa’ya hamile kaldığında; başında testiyi kırdığı çeşmeyi anımsayıp o küçük çeşmenin yerine daha büyük, daha muhteşem bir çeşme yapılmasını isteyecektir. Onun bu isteğini 1730 tarihinde tahta çıkan, oğlu I. Mahmud gerçekleştirmiştir. (Hikaye Özlem İnay’dan alınmıştır.)

    Unkapanı Köprüsü’nden Karaköy’e giderken Azapkapı’da yer alan ve Sokullu Mehmet Paşa Camii’yle beraber inşa edilen Saliha Sultan Çeşmesi 18′inci yüzyıla ait meydan çeşmesinin en güzel örneklerinden bir tanesidir.

    Bazı kaynaklarda Galata Çeşmesi olarak da bilinen Saliha Sultan Çeşmesi, ortada yuvarlak bir sebil, iki yanda birer çeşmeden meydana gelmiştir. Tümüyle mermer olan çeşme-sebilin ön cephesi muhteşem güzellikteki bitki motifleriyle bezenmiştir. 1910, 1952, 1957 yıllarında onarımdan geçirilen Saliha Sultan Çeşmesi, son olarak Kuveyt Türk Bankası’nın sponsporluğunda restorasyonu tamamlanmıştır.

p_ayrac
  • 218 views
  • 2 Yorum

Son Yorum: Alex

gravatar
true jud ka.. kana nga part ang wala nakit-an sa gobyerno kay maka hatag lag isa ka palad nga bugdet ...
Sayfa 1 Toplam: 41234

Ecce Web Tasarım Web Tasarım Blog Teması Ecce Blog Bu tema Ecce Web Tasarım tarafindan düzenlenmistir. Hiçbir sekilde kopyalanamaz.